Kralın Düşüşü ve Mahşerin Dört Atlısı


Dışarıdaki dünyayı anlamaya çalıştık, kitaplar okuduk, öğretileri araştırdık, sembollerin peşinden gittik. Mahşerin Dört Atlısı'nı da, kralın düşüşünü de hep dış dünyada aradık. Oysa asıl savaş içeride yaşanır...

Krallığımız, zihnimizin kurduğu hikâyelerdir. Kral sandığımız şey, hakikat değil; hakikat sandığımız yanılsamalardır.

İlk atlı geldiğinde bunu anlayamayız. Beyaz Atlı, fetih ve zafer vaat eder. Bize özel olduğumuzu, aradığımız şeyin biraz daha ileride olduğunu fısıldar. Sürekli yeni anlamlar, yeni işaretler, yeni cevaplar ararız. Oysa fethedilen dünya değil, bizi ele geçiren arzularımızdır..

Sonra Kızıl Atlı gelir. Beklentiler gerçekle karşılaşınca öfke doğar. Hayata, insanlara, hatta bazen kadere kızarız. Neden böyle olduğunu, neden bazı şeylerin istediğimiz gibi ilerlemediğini sorgularız. İçimizde görünmeyen savaşlar yaşanır. En büyük çatışma insanın kendi zihniyle yaptığı çatışmadır.

Ardından Siyah Atlı çıkar karşımıza. Bu kez kıtlık başlar, ekmek kıtlığı değil; anlam kıtlığı. Bir zamanlar kesin bildiğimizi düşündüğümüz şeyler değerini kaybeder. İnandığımız bazı hikâyeler dağılır, zihnimiz boşalır. O boşlukta neye tutunacağımızı şaşırırız. İşte o an anlarız ki gerçek yoksulluk, cüzdandaki eksiklik değil; insanın hakikatten uzak düşmesidir.

Ve en sonunda Soluk Atlı gelir. Herkes onun ölüm getirdiğini söyler; getirir! Ama bedenimiz değil, yanlış bildiğimiz şeyler ölür. Bizi yıllarca yöneten korkularımız ölür. Gerçek sandığımız bazı hayaller ölür. İşte o gün mahşerin dünyanın sonunda değil, içimizde koptuğunu anlarız.

Vee KRAL DÜŞER...

Yıllarca tahtta oturan ego, yanılsama, korku ve bağımlılık tahtından iner. Büyük bir gürültüyle değil, sessizce düşer. Çünkü hakikat bağırmaz; ortaya çıktığında sadece görünür olur.

Bugün geriye baktığımda mahşerin dört atlısını bir felaket haberi olarak değil, bir uyanış süreci olarak görüyorum.

Önce fethetme arzusu gelir.

Sonra çatışma.

Sonra boşluk.

Sonra ölüm.

Ama o ölüm bir son değildir.

Eski benliğin toprağa düşen tohumu gibidir.

Kral düştüğünde krallık bitmez.

İlk kez gerçek sahibi ortaya çıkar.

Belki de bütün yolculuğun amacı budur:

Dünyayı kurtarmak değil; kendi içimizde kurduğumuz sahte krallıkları yıkıp hakikate yer açabilmek...

Çünkü bazen mahşer korkulacak bir son değil, insanın kendine dönüşünün başka adıdır.

Kıyamet ; Bilincin ayağa kalkışı

Mahşer  ; İçsel hesaplaşma (Bazı geleneklerde mahşer, dünyanın sonundan çok bir bilinç dönüşümü olarak yorumlanır: Önce eski düzen çöker, sonra yeni bir farkındalık doğar. Bu hem toplumlar hem de bireyler için geçerli olabilecek bir semboldür.)

Dört Atlı ; Dönüşümün aşamaları

Kralın Düşüşü; Egonun veya yanılsamanın tahtını kaybetmesi (insanın kendi zihninde kurduğu sahte tahtın yıkılması, gerçeğin önündeki son perdenin kalkması)

Ölüm; Eski kimliğin çözülmesi

Yeniden Doğuş; Daha geniş bir farkındalığın ortaya çıkması

Diyebiliriz ki; Mahşerin Dört Atlısı dışarıdan gelmez, onlar hakikate giden yolda geçmek zorunda olduğumuz içsel eşiklerdir...

YouTube Kanalım


Yorumlar

  1. çok güzel size minnettarım filiz hanım🙏(ben buraları çok zor çözümledim filiz hanım aklıma geldi bu konalarda da yazabilirmisiniz❤️varsayılan mod ağı-farkında olmadan zihinde kişisel hikayemize tutunmak hep öyle devam edecekmiş gibi hissetmek aslında öyle olmayabilir ve seçim kararlarımızda yapmıyoruz zannedip hala o kayıtlar üzerinden yapmak ,ras beyin sapı,zihnin düşünceleri başka iç sesimizin komutları başka-iç sesimizin dengeye gelmesi verdiği komutların farkına varmak)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

TÜRK YILDIZI - SEKİZ KÖŞELİ YILDIZ

TARIK YILDIZI, SİYAH - BEYAZ

Feniksin Yolculuğu