YÖNLERİN GİZEMİ
Kadim Öğretilerde Yönler, Melekler ve Kozmik Düzen
İnsanlık ailesi olarak binlerce yıl boyunca gökyüzüne baktık;
güneşin doğuşunu izledik,
yıldızların hareketlerini takip ettik,
mevsimlerin döngüsünü gözlemledik…
yönlere sembolik anlamlar yükledik...
Kuzey, güney, doğu ve batı kozmik sembollere dönüştü.
Güneşin doğudan doğması, batıdan batması, kuzeyde gördüğümüz sabit yıldızlar ve güneyden esen sıcak rüzgarlar evrenin bir düzeni, matematiği olduğunu düşündürdü. Piramitler, tapınaklar, zigguratlar, kutsal şehirler gibi birçok kadim yapı bu düzene göre inşa edildi.
İnsanlık tarihinde yönler yalnızca coğrafi pusula noktaları olarak görülmedi. Çok uzun süre boyunca; kozmik düzenin, mevsimlerin, elementlerin, ruhsal güçlerin, hatta insan psikolojisinin yansımaları olarak da yorumlandı. Bu yüzden birçok kültürde yönler; melekler, tanrılar, koruyucu varlıklar veya kozmik güçlerle eşleştirildi.
Sümer ve Babil geleneklerinde dört yön; dört rüzgar, dört koruyucu güç, dört kozmik kapı olarak görülüyordu. Bazı metinlerde yönleri koruyan ilahi varlıklar vardı. Bu fikir daha sonra Yahudi mistisizmini, apokaliptik literatürü ve hermetik gelenekleri etkiledi.
Birçok kadim kültürde DOĞU; güneşin doğduğu yer, ışığın başlangıcı, uyanış, hayat, vahiy olarak kabul edildi. Bu yüzden doğuyu kutsal olarak niteledik.
Her gece karanlık çökse de her sabah ışık yeniden doğuyordu. Bu yüzden Antik Mısır’da, Mezopotamya’da, Hindu geleneklerinde, mistik öğretilerde ışık, doğuş, güneş, vahiy ile ilişkilendirilen DOĞU; fiziksel yönün ötesine geçti ve ruhsal bir sembole dönüştü. İçsel aydınlanma anlamına geldi bu yüzden güneşin doğuşu, nur, vahiy, uyanış hep doğu ile sembolize edildi.
Güneşin battığı BATI; ışığın kaybolduğu, ölümün başladığı yön olarak yorumlandı. Bu yüzden Batıya çözülme, dönüşüm, karanlık dönem, bilinç kaybı gibi içsel süreçleri temsil eden sembolik anlamlar yüklendi.
Kuzey ise; soğuk, sertlik, durağanlık, maddeleşme ile ilişkilendirildi.
Güney; yaşam gücü ve sıcaklığın sembolü oldu.
Birçok eski gelenekte dört yön: dört element, dört mevsim, dört kutsal güç ile eşleştirildi.
Örneğin bazı okült sistemlerde:
Doğu ; hava elementi (zihin)
Güney; ateş elementi (irade)
Batı ; su elementi (duygu)
Kuzey; toprak elementi (madde) olarak görüldü.
Bu anlayış daha sonra simya, okültizm, Kabala, mistik ritüeller üzerinde de etkili oldu.
Özellikle Yahudi mistisizmi ve bazı apokrif geleneklerde yönler, başmeleklerle ilişkilendirildi. Evrenin kaotik olmadığı, bilinçli kuvvetler tarafından dengede tutulduğu düşünüldüğü için gelenekten geleneğe değişebilen eşleşmeler yapıldı. Örneğin;
Doğu; Raphael
Güney; Michael
Batı; Gabriel
Kuzey; Uriel olarak sembolleştirildi.
19. yüzyılda Helena Petrovna Blavatsky, farklı kadim gelenekleri bir araya getirerek Gizli Öğreti adlı eserini yazdı.
Dört kutsal, kanatlı çarklar (evrenin döngüsel hareket eden kozmik düzeni), yönler, kozmik varlıklar gibi semboller kullandı. Bu semboller büyük ölçüde: Kabala, Gnostisizm, Hinduizm, apokaliptik metinler gibi eski kaynaklardan esinlendi.
Ezoterik geleneklerde 4 sayısı genellikle; madde dünyası, denge, yönler, elementler (toprak, su, hava, ateş) ile bağlantılıdır. Kanat ise: hareket, ruh, bilinç, ilahi enerji anlamına gelir.
Özellikle ÇARK İÇİNDEKİ ÇARK sembolü, Ezekiel' in kitabının içindeki vizyonlarla ilişkilendirildi.
Bu sembollerle İslam’daki kıble anlayışı arasında bağlantı kurabiliriz ancak burada dikkatli olmak gerekir. İslam’da kıble; yönün kutsallaştırılması değil, ortak merkeze yönelme, birlik bilinci, hizalanma anlamı taşır. İslam’da yön kavramı daha sade ve tevhid merkezlidir. Kur’an’da: "DOĞU DA BATI DA ALLAH’INDIR."
Hem ezoterik öğretilerde hem ibadet sistemlerinde bir merkeze hizalanmak gerekir. Bu merkez: bazen güneş, bazen kutup yıldızı, bazen tapınak, bazen kalp, bazen kıble, bazen HAKİKATTİR...
Tasavvufi yorumlarda ise MERKEZ: kalp, hakikat, içsel birlik olarak okunur.
Evrenin kaotik mi, yoksa bilinçli bir düzenin parçası mı olduğu sorusu Kadim uygarlıklar tarafından yönlerle, yıldızlarla, meleklerle, kutsal geometrilerle cevaplanmaya çalışıldı.
Üstelik yönlerin, yalnızca dış dünyayı değil iç dünyamızı da anlattığı düşünüldü;
Doğu ; Uyanış
Güney; Yaşam
Batı ; Dönüşüm
Kuzey; Sessizlik ve bilgelik ile eşleştirildi.
Aslında bütün öğretiler aynı şeyi anlatır;
İNSAN ÖNCE KENDİ İÇ PUSULASINI BULMALIDIR...
Yönleri insan bilincinin sembolik haritası olarak okursak; dış dünyadan çok iç dünyayı, bilinç durumlarını, yaşam döngülerini temsil ederler.
Örneğin:
Doğu ; doğum - uyanış
Güney; yaşam - tutku
Batı ; ölüm - dönüşüm
Kuzey; sessizlik - bilgelik
Bu durumda kadim metinlerde yönler üzerinden anlatılan bilgelik aslında İNSANIN İÇSEL YOLCULUĞU dur.

Yorumlar
Yorum Gönder