ZİHİN VE GERÇEKLİK


Psikolojinin, nörobilimin ve mistik öğretilerin kesiştiği çok derin bir nokta vardır; ZİHNİMİZ...

Bazı öğretilere göre;

RÜYA GECE GÖRÜLEN DÜŞÜNCEDİR, DÜŞÜNCE GÜNDÜZ GÖRÜLEN RÜYADIR.

Zihnimiz gerçekten de "burası gerçek, orası rüya", "bu ben, şu dış dünya" gibi ayrımlar üretir. Bu ayrımlar mutlak olmayabilir ancak işlevseldir.

Gündüz yaşantısı ile rüya arasında büyük farklar olsa da ikisi de zihnin deneyim üretme biçimleridir:

*Rüyada dış duyusal veri azalır, iç imgeler güçlenir.

*Gündüz ise dış dünya verileri baskındır.

Ama her iki durumda da deneyimi yorumlayan şey; ZİHİNDİR...

Ne ile meşgulse onu sürdürmeye eğilimli olan zihnimiz süreklilik üretir ve boşluk sevmez. Çünkü beynimizdeki nöronlar hikayedeki ihtiyacımız doğrultusunda aktive olur, ihtiyaç olarak görmediğimiz bir alan aktifleşmez. Nöronlara bilgi taşıyan hatlar vasıtasıyla nöronlara bilgi gittiğinde; HİKÂYE TASARLANIR... Bilginin yük olması bu yüzdendir; aldığımız her bilgi hikayemize dahil olur. 

Örneğin:

korkuya odaklandığımızda; korku senaryoları büyür,

eksiklik hissi taşıdığımızda; dünya eksik görünür,

öfkeye tutunduğumuzda; öfkeyi besleyecek olaylarla karşılaşırız.

Bu süreç dikkatimizin beynimizdeki aynı nöral ağları çalıştırmasıyla ilgilidir. Nörobilimde; birlikte ateşlenen nöronlar birlikte bağlanır. Yani zihnimizin tekrar ettiği şey zamanla GERÇEKLİK FİLTRESİ haline gelir.

Geleceği oluşturmamızla ilgili çok yanlış anlaşılan bir nokta var. Bu "sadece düşün ve evren versin" gibi yüzeysel bir şey değildir.

Zihnimiz neye odaklanıyorsa, algı sistemimiz onu seçmeye başlar, davranışlarımız ona göre şekillenir, duygularımız aynı frekansta döner, yani seçimler o bilinçten yapılır.

Hayatımızda hep aynı döngü tekrar eder çünkü bilinçaltımız aynı örüntüyü sürdürmeye çalışır.

GELECEĞİMİZ;

dikkat,

alışkanlık,

duygu,

inanç,

tepki döngülerinin uzun vadeli sonucudur.

Modern insanın en büyük sorunu aynı anda onlarca benlik çalıştırması yani zihni bölüp parçalamasıdır.

Örneğin:

bir tarafı huzur ister,

bir tarafı onay bekler,

bir tarafı korkar,

bir tarafı kaçmak ister,

bir tarafı spiritüel olmak ister,

bir tarafı geleneksel kalmak ister,

bir tarafı yeniliğe açıktır,

bir tarafı yeniliğe kapalıdır...

Dolayısıyla içeride sürekli çelişkili sinyaller oluşur. Sonuç olarak;

dikkat dağınıklığı,

iç yorgunluk,

anlam kaybı,

kendini okuyamama hissi,

yaptıklarının farkında olmama kaçınılmaz hale gelir.

Çoğu zaman kendi düşüncelerimizin ve nöronlara gönderdiğimiz veri akışının farkına varmaz sadece hikâyeye odaklanırız. Fakat farkındalık arttığında bir kırılma olur. İlk kez düşüncelerimizi, tepkilerimizi, otomatik davranışlarımızı ve korkunun bizi nasıl yönlendirdiğini izlemeye başlarız.

Bu noktada zihnimizin içindeki parçalar görünür olur ve gerçek dönüşüm burada başlar. Parçaları bastırmayı değil aynı merkezde toplamayı öğreniriz.

Tasavvufta buna:

Kesretten vahdete dönüş denir.

Yani dağılmış dikkat ve benliklerden, merkezlenmiş bir bilince geçeriz.

HUZUR ZİHNİMİZİ SUSTURMAK İLE DEĞİL, ZİHNİMİZDEKİ PARÇALANMAYI GÖRMEKLE BAŞLAR...

YOUTUBE KANALIM



Yorumlar

  1. filiz hanım çok teşekkür ederim size tüm kalbimle minnettarım❤️🙏

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

TÜRK YILDIZI - SEKİZ KÖŞELİ YILDIZ

TARIK YILDIZI, SİYAH - BEYAZ

Feniksin Yolculuğu