Altay Yaradılış Destanı'nın Şifreleri
"Her şeyden önce su vardı." sözleriyle başlar ve "Yer, ay, gök, güneş yoktu. Sadece Tanrı Kayra Han (Kuday) vardı, ancak yalnızdı ve canı sıkılıyordu, sudan gelen bir ses ona 'yarat' dedi. O da kendi gibi birini yarattı ve ona KİŞİ dedi." sözleriyle başlar.
Burada gök cisimlerin dahi olmadığı bir ortamda KİŞİnin yaratılmasına dikkat çekmek istiyorum. Ruh bedeni yaratır. Türk Mitolojisinde özellikle şamanlar Kişinin fiziksel özelliklerini uzun uzun betimlerler ancak Kayra Han ile ilgili fiziksel özelliklerden bahsedilmez bu durum ruh ve beden farkındalığı açısından dikkat çekicidir.
"İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı. Tanrı Kayra Han bir şey düşünmüyordu. O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı. (Maddeye şekil verebilmek için maddesel bir beden gerekir) Kayra Han'ın yüzüne su sıçrattı. (Yukarıda ne varsa aşağıda da aynısı vardır) Bunu yapınca da kendisinin Tanrı'dan güçlü olduğunu sandı; daha yüksekte uçmak istedi. Ama uçamadı; suya düşüp dibe battı. Boğulmak üzereydi. 'Bana yardım et!' diye bağırıp Kayra Han'dan yardım istedi."
Kara kaz gibi suyun üzerinde uçmaları kanatlı varlıklar olduklarını gösterir. Pir Sultan Abdal der ki;
"Hazreti Şahın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir."
Daha detaylı bilgi için İbis (Turna) Kuşu adlı yazımı okumanızı tavsiye ederim.
Yazının linki (https://mavidunyayolu.blogspot.com/2023/02/ibis-turna-kusu.html?m=1)
Sümer yazıtlarında da ilk yaratılan ırkın kuşa benzer kanatlı çok özel bir ırk olduğundan bahsedilir. İdris Peygamber ve Hermes olarak da bilinen Thot'un da kafası kuş şeklindedir. Türk Mitolojisinde dünyadaki ilk şamanın bir kadın ile kartalın birleşmesiyle oluştuğuna ve kartal olarak dünyaya geldiğine inanılır. Şaman kozmik seyahate kartal ile çıkar...
KİŞİ nin yeli bulması; hava elementini keşfetmesi ve kullanabilmesi ile ilgilidir.
"Tanrı Kayra Han izin verdi, Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı. Sonra Tanrı, 'Sağlam bir taş olsun!' dedi. Suyun dibinden bir taş yükseldi. Kayra Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular. Kayra Han, Kişi'ye 'Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!' diye buyruk verdi. Kişi, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han'a götürdü. Kayra Han, Kişi'nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken 'Yer olsun!' diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı. Kayra Han, yine Kişi'ye 'Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar!' diye buyruk verdi. (Burada yaratımın ruhun direktifleri doğrultusunda suyun içinde gerçekleştiğine dikkat edelim) Kişi, suya daldığında, 'bu kez kendim için de toprak alayım' diye düşündü. İki avucuna da toprak doldurdu; bir avucundakini Kayra Han'dan gizlemek için ağzına attı. Dileği, Kayra Han'dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Kayra Han'a uzattı. Kayra Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu. Kayra Han'ın suya serptiği toprak gibi, Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı. Kişi korktu; soluğu kesildi, öleyazdı. Kaçmağa başladı. Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kayra Han'ın varlığını hissediyordu. (Beden ve ruh birlikteliği vurgulanıyor) O'ndan kaçamıyordu. Çaresiz kaldı, Tanrı'ya yalvarmağa başladı: 'Tanrı! Gerçek Tanrı! Bana yardım et.' (Gerçek Tanrı ifadesine dikkat edelim çünkü beden Tanrının avatarıdır, holografiktir)
Kayra Han, Kişi'ye 'Ağzındaki toprağı ne için sakladın' dedi. Kişi, 'Kendime yer yaratmak için saklamıştım' (bencillik vurgusu) diye yanıt verdi. Kayra Han da, 'Öyleyse at ağzından ve kurtul' dedi. Kişi'nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu. Kayra Han, 'Artık sen günahlı oldun' dedi, 'Bana karşı geldin. Kötülük düşündün. ('düşündün' ifadesine dikkat edelim; her şey düşünce ile başlar. 'Düşünüyorum öyleyse varım' Descartes) Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak; bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek. Ben, gerçek KURBUSTAN adını almışımdır; bundan sonra senin adın da ERLİK olsun" der.
ER; YER kökünden türemiştir. Kişi; güç, yer ve yeraltı kelimeleri ile bağlantılıdır. Bu arada Türk mitolojisinde cehennem kavramı yoktur daha sonra farklı dinler vasıtasıyla girdiği düşünülmektedir.
Burada Tanrının yol göstermesiyle başlayan yaratım sürecine dikkat edelim; 'ol der ve olur'. Ancak bu süreçte KİŞİnin bencilliği ve açgözlülüğü vurgulanır. Zihin oluşur. Taşlaşmış zihin şeytandır bu yüzden Adem ile Havvayı kandıran şeytandan 3. bir şahıs gibi bahsedilir. Çünkü zihin; beden ve ruh arasındaki arayüzdür ve zihin şeytanlaştığında KİŞİ birlik bilincinden uzaklaşır ve ben demeye başlar, kendini bedenden ibaret sanmaya başlar. Birlik bilnci; beden-zihin-ruh birliği ve bütünlüğüdür. İlk ben diyen ŞEYTANdır. Kötülük düşünen kişiler; günahkâr olarak adlandırılırlar ve Erlik adı verilen kişinin adamı olurlar. Başlangıçta sadece iyilik ve kötülük vardır yani tekamül okulu ikilik üzerine kurgulanmıştır. Eksi-artı dengesi ile şekillenen kurgu kutupluluk ilkesi doğrultusunda yapılanır. Erlik insan olarak yaratılır ve insana dair özellikler gösterir. İki karşıt varlıktır onlar. Bir pilin iki kutbu gibidirler eksi ve artı kutuplar birbirini dengelerler. İkilik prensibi her alanda karşımıza çıkar; tanrı-şeytan, eril- dişil, iyi- kötü, doğru- yanlış... 'Zıtlar birleştiğinde zat zuhur eder. ' İbn Arabi
"Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun" sözleriyle ikilik başlar. İkiliği başlatan 'ben' diyerek birlik bilincini bozan şeytan yani zihindir. Kişi 'Ben' dediği için cennetten kovulur. Ağzındaki toprağı atana kadar suyun içinde çırpınıp durmasına dikkat edelim. Maddeye olan bağlılık sadece acı getirir ve yükselişi önler. Ne derler; 'Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur.'
"Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi. Kayra Han, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı. Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun!' dedi. Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu. (Yaşam Ağacı ve farklı titreşim seviyeleri ile şekillenen 9 ayrı bilinç boyutu şekillenir) Kayra Han, 'Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun!' dedi. Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu. Nedir acaba diye düşündü. Kayra Han'a gürültünün nedenini sordu. Kayra Han, 'Ben bir hakanım, sen de kendince bir hakansın. İşittiğin gürültüyü yapanlar benim insanlarımdır!' dedi. Erlik, Kayra Han'dan bu insanları kendisine vermesini istedi. Kayra Han, 'Olmaz!' diye karşıladı; 'Sen git kendi işine bak!'
Erlik'in canı sıkıldı. Hele bir gidip şu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı. Erlik, Kayra Han bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler diye düşündü. (Düşünen zihindir ve her şey düşünce ile başlar) O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, (beynin iki yarım küresi; sezgisel sağ beyin ve mantıksal sol beyin) öte yandakilere ellerini sürmüyorlar. İnsanlara bunun nedenini sordu. İnsanlar, şu yanıtı verdiler: 'Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeği yasakladı. Biz yalnızca Tanrı'nın izin verdiği, ağacın gündoğusundaki yemişlerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek (yılan yerin, köpek ve kurt göğün bekçisidir), yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor.' Bu yanıt, Erlik'i sevindirdi. Erlik Körmös, insanlardan Doğanay (Törüngey) denilen erkeğe yaklaştı. Ona Kayra Han size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir. (itaatsizlik) Onlar daha tatlıdır. Bir deneyin; göreceksiniz dedi. Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi. Yılan, ağaca çıkıp (33 omurga ile sembolize edilen kundalini yani bilgelik enerjisi ile ağacın dallarına ulaşır) yasak yemişlerden yedi. Doğanay'ın karısı Ece (Eje), yanlarına geldi. Erlik, Doğanay ile Ece'ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi. Doğanay, Kayra Han'ın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi. Karısı Ece dayanamadı, yedi. Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü. Doğanay ile Ece'nin tüyleri birden döküldü. Utandılar. Kaçıp, herbiri bir ağacın ardına saklandılar."
Sezgisel ve dişil olan beynin sağ yarımküresi mantık ile çalışan ve eril olan sol yarımküreyi ikna eder. Yasak meyve bilgidir. Ancak bu durum eril enerji - dişil enerji savaşını başlatır. Mantık ile çalışan sol beyin dünya yaşamına bağlıdır ve görünen alemle ilgildir. Sezgisel sağ beyin ise görülmeyen alemin kapılarını aralar.
"Kayra Han oraya geldi. İnsanlar, kaçışıp bir köşeye gizlenmişlerdi. Kayra Han, 'Doğanay! Ece! Doğanay! Ece!' diye haykırdı, 'Neredesiniz?' Doğanay ile Ece (Adem ile Havva- eril ve dişil enerji) Ağaçların arkasındayız dediler, Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz. Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kayra Han, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi. 'Şimdi sen de Erlik'ten bir parça oldun' diyerek yılana verdi ilk cezayı. 'İnsanlar sana düşman olsun; seni görünce vurup, ezip öldürsünler!' dedi. Ece'ye döndü, 'Sen, Erlik'in sözüne uydun. Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın.' Doğanay'a da şöyle diyerek cezasını verdi: 'Erlik'in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik'in sözüne uydun. Onun adamları onun dünyasında yaşar, Karanlıklar dünyasında bulunur. Benim ışığımdan yoksun kalır. Körmös bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak. Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım. Artık, insanlar senden türeyecek.' Kayra Han, Erlik'e de kızdı. 'Benim adamlarımı niçin aldattın?' diye sordu öfkeyle. Erlik 'Ben istedim, sen vermedin' dedi, 'Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım. Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım. İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceğim. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım."
Kötülük varsa iyilik vardır ve iyiliğin ortaya çıkabilmesi için kötülük gerekir ki bu durumda şeytan iyiliğe hizmet eder. Tanrıya olan itaatin azalması ise kişinin kendinden kendini varetmesi için gereklidir. İnsan kendisiyle ve doğa ile iyilik ve kötülük üzerinden kodlanan bir ilişki kurarak kendinden kendini vareder. Ferdiyet bilincine ulaşmak üzere yola çıkan yolcunun sınandığı fiziksel alandaki bedenin sınavı şeytan bilincinin açılması ile başlar. 9 tamamlanma sayısıdır, döngü sonudur ve yükseliş yolculuğu 9 bilinç boyutu da aktifleşene dek sürer.
"Kayra Han da, 'Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan Karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum' diyerek Erlik'i cezalandırdı. Her şey bitince, bütün insanlara birden ceza verdi. 'Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz; benim yemeğimden yemek yok' dedi, 'Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım. Bundan sonra size Gök Oğul'u (May-Tere) göndereceğim."
BEN diyen zihin (şeytan) ateşi yakar ve ateşle sınanan bir yükseliş yolculuğu başlar. Su arındırır, ateş yakar ancak yükseliş için yanmak gerekir. Bu yolculuk BEN diyen yolcunun benlik denizinde Nuh'un gemisine binmesine ve birlik bilincini yapılandırmasına dek sürer. Suyun altında yaşayan bedenin kendini gerçekleştirebilmesi için kundalini ateşinin yakılması ve 33 omur boyunca yükseltilerek yaşam ağacının kökünden dallarına doğru bir yolculuk yapılması gerekir yani kutuplulukları deneyimleyen zihin aracılığıyla beyin ve kalp birlenir. Bilgi okyanusunda yüzen beden suyun bilgeliği ile arınır ve zihin ateş ile yükselir. İçsel bilgelik; kendi gerçeğini kavrayarak suyun dışına çıkabilmektir. Bu yüzden de yanmak yani deneyimlemek yani deneyimlerimiz sonucu edindiğimiz bilgeliği hal haline getirmek gerekir.
Cennetten kovulma ile kıyamete (kıyam etmek, dirilmek, ayağa kalkmak) giden süreç başlar. 9 bilinç boyutu yaratılmıştı. 9 kat yerin altına atılması en düşük bilinç boyutuna gönderilmesidir. Bu destan 9 kodunu da açıyor...Evrenin muhteşem matematiğinde hiçbir şey tesadüf değildir... Şamanlar kötü ruhlar demirden korktukları için üzerlerinde 9 çıngırak taşırlarmış...
2025 yılı=2+2+5=9 ( 9 sayısı bitirme döngüsüdür; içimizdeki çocukla bütünleşmek ve ruhsallığımızı farketmek ile ilgilidir, bilgelik ve yenilenmenin sayısıdır ve 9 un yükselişi başladı, ateş elementi devrede, öfkemizi kontrol etmekte zorlanabiliriz. 2025 sonların ve yeni başlangıçların yılı olacak)
9×1=9
9×2=18->1+8=9
9×3=27->2+7=9
9×4=36->3+6=9
9×5=45->4+5=9
9×6=54->5+4=9
9×7=63->6+3=9
9×8=72->7+2=9
9×9=81->8+1=9
9×10=90->9+0=9
Kıyametin May- Tere'nin temiz kanının yeryüzüne serpilmesi ile kopacağına inanılır. May-Tere Tanrı bilincinin, kutsal kanın sembolüdür.
"Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti. Erlik, Gök Oğul'a yalvardı: 'Ey Gök Oğul, bana yardım et. Kayra Han'dan izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle. Yardım et bana.' Gök Oğul, Erlik'in dileğini Kayra Han'a iletti. Kayra Han aldırış etmedi. Gök Oğul, altmış yıl yalvardı. (60 yıllık döngü; 5 elementin 12 burç ile olan ilişkisidir)
Sonunda Kayra Han, Erlik'e haber gönderdi: 'Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin!' Erlik, söz verdi. Kayra Han'ın katına çıktı. Baş eğdi. 'Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım' diye yalvardı. Kayra Han, izin verdi. Erlik, kendisi için gökler yaptı. Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi; kendisi de başlarına geçti. Çok kalabalık oldular. Kayra Han'ın en sevgili kullarından olan Ulu Kişi (Mandı-Şire), bu duruma çok üzüldü. Üzüntü içinde düşündü: 'Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor. Erlik'in adamları ise, göklerde keyfedip duruyor.' Ulu Kişi, bu üzüntü içinde Erlik'e savaş açtı. Erlik, daha güçlü çıktı. ATEŞ ile vurup Ulu Kişi'yi kaçırdı. Ulu Kişi, Kayra Han'ın katına çıktı. Kayra Han, 'Nereden geliyorsun?' dedi. Ulu Kişi, 'Erlik'in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti. Erlik'in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik'le savaştım. Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı' diye üzgün ve ağlamaklı yanıt verdi. Kayra Han, üzülmemesini söyledi. 'Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez' dedi, 'Erlik'in gücü senden çoktur. Ama gün gelecek, senin gücün Erlik'in gücünden üstün olacak.' Ulu Kişi'nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu.
Ulu kişi de Erlik de içimizdedir ve seçimlerimiz yoluyla aktifleşirler. Ne der Yunus Emre ;
'Bir ben vardır bende benden içeri.'
Öfke ve kötülük Erlik'i, iyilik ve merhamet Ulu kişiyi aktifleştirir. O varlıkları dışarıda aramak gücünün farkında olamamanın bir sonucu olarak açığa çıkar. Anlayamadığı durumları başka varlıklara atfetmek insanın algılayamadığı karmaşık durumlardan kurtulmasını sağlar. İlahi Dinler insanın sınanma halini hatırlatmaya çalışır ve doğru yolu seçme konusunda yönlendirici bir rol oynarlar. Birçok insan şeriat hükümlerine uyarak anlayamadığı birçok tehlikeden korunur. Abdestle negatif enerjiden arınır, namazla ruhsal bağlantı kurarak manyetik alanını koruma altına alır, oruçla nefsini terbiye eder...Şeriat tarikata, tarikat hakikate, hakikat marifete götüren yoldur. Bu yol sorgulama ile açılır ve bilincimize yaptığımız katkı oranında aydınlanır. Hayat bir keşif yolculuğudur ve bu yolculukta kılavuzumuz kalbimizdir. Kalp hangi makamda çarparsa alemler o manada döner.
"Gün geldi, Ulu Kişi güçleneceğini anladı. O gün Kayra Han, Ulu Kişi'yi yanına çağırdı; 'Var git. Güçlendin artık. Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni. Dileğine ereceksin' dedi, 'Sana, kendi gücümden güç verdim.' Ulu Kişi şaşırdı: 'Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim?' Kayra Han, Ulu Kişi'ye bir kargı verdi. Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti. Erlik'i yendi, kaçırdı; göklerini kırdı geçirdi. Erlik'in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü. (Gökkubbenin yıkılması; Matrixin çökmesidir) O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu. Görklü Tanrı'nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu. Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu, ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi, sivri kayaların üstüne düşenler öldü, hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar. (Matrix çökünce gerçekler ortaya çıkar ve kıyametle birlikte kıyım da başlar, negatif ve pozitif enerji ayrışır. Gitmesi gerekenler gider, kalması gerekenler BİRleşir.)
Erlik, varıp Kayra Han'dan kendine yeni bir yer istedi. 'Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin; barınacak yerim kalmadı' dedi. Kayra Han, Erlik'i yerin altındaki Karanlıklar ülkesine sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu. (Mühürlenen 7 çakra) 'Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin. Üzerinde sönmez ateşler olsun. İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim' dedi.
Bunun üzerine Erlik, 'Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver; gövdeleri senin olsun, canları benim' dedi. Kayra Han, 'Hayır, onları da sana vermeyeceğim' dedi, 'İstiyorsan kendin yarat.' Erlik eline çekiç, körük ve örs aldı. Vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yeryüzünü doldurdu. Sonunda Kayra Han, Erlik'in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü. Kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuştur. Kayra Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü. O da bir kuş olup uçtu; adına Yalban kuşu dediler.
Bu olanlardan sonra Kayra Han, insanlara 'Ben size mal verdim, aş verdim. Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Ben, göklerime çekileceğim, tez dönmeyeceğim' dedi. Yardımcı ruhlarına döndü: Gün Aşan (Şal-Yime); 'sen, içki içip aklını yitirenleri, körpe çocukları, tayları, buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, başkalarına kötülük edenleri koruma. Benim için, bir de hakanları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir. İnsanlar! Size yardım ettim. Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım. Kötü ruhlar size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin; yerseniz, onlardan olursunuz. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim. Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın. Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ (YapKara), Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar; size yardımcı olacaklar. Ağca Dağ! Gözlerini dört aç. Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi'ye söyle; o güçlüdür. Gün Aşan! Sen de iyi dinle. Kötü ruhlar, yeraltındaki Karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar. Çıkarlarsa, hemen Gök Oğul'a bildir. Ona güç verdim. O, kötü ruhları koğar. Alma Ata (Bodo-Sungkü), Ay'ı ve Güneş'i bekleyecek. Ulu Kişi, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak. Gök Oğul, kötüleri iyilerden uzaklaştıracak. Ulu Kişi, sen de kötü ruhlarla savaş. Güç gelirse benim adımı çağır. İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret. Oltayla balık avlamayı, tiyin (sincap) vurmayı, hayvan beslemeyi öğret.'"
Türk Mitolojisinde; Göktengrinin rengi MAVİdir. MAVİ; başlangıç, bitiş ve sonsuzluğun sembolüdür. Türk Mitolojisinde ki yardımcı koruyucu İYELER yerini 4 BÜYÜK MELEĞE bırakmıştır. Gökyüzünde bulunan cisimlerin değil Gökyüzünün kendisinin Tanrı olduğuna inandıkları için TEK TANRI İNANCI Türklere özgü bir inanç sistemidir.
"Sonra, Kayra Han uzaklaştı. Ulu Kişi, Kayra Han'ın sözlerini yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı. Barutu buldu, sincap vurdu. Gün geldi, Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı: 'Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek. Bir yel geldi, Ulu Kişi'yi uçurup götürdü. Bunun üzerine Ağca Dağ insanlara 'Ulu Kişi'yi Tanrı Kayra Han, yanına aldı. Artık, onu bulamazsınız. Gün gelecek, beni de yanına çağıracak. Nereye isterse oraya gideceğim. Öğrendiklerinizi unutmayın. Kayra Han böyle istedi' dedi. İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti."
Yaradılış Destanı' nın bir diğer versiyonunda Ülgen'i yönlendiren Ak Anadır. Ak Ana fısıltıyla Ülgeni yönlendirir ve yer yaratılırken Ülgen Altın Dağda oturur. Altın Dağ yer ile gök arasındadır ve yaratım 6 gün sürer.
İki efsanenin ortak özelliği; Tek Tanrı düşüncesine dayanmasıdır. Bu durum Türklerin Tek Tanrı inancına dayanan dinleri benimsemesini kolaylaştırmışır.
🍀🕊🍀Hocam bilgi,birikiminizle Altay yaratılış destanı ile ilgili muazzam açılımlar sundunuz..zaten şu hayatta paylaştıkça çoğalan 2 şey var;1 sevgi 2 bilgi.cok ama çok önemli bir görevi ifa ediyorsunuz.iyiki varsınız minnettarım 🧚♂️
YanıtlaSilTeşekkürler, sizlerde iyi ki varsınız 🙏 "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" 🌻
Silfiliz hanım iyi ki varsınız ♾️❤️
YanıtlaSil'İyi ki varsın' diyebildiklerimiz, bize hayatın verdiği en güzel hediyelerdir, sizler de iyi ki varsınız, iyi ki bu yol ve yolculukta birlikte yürüyoruz 🌻
Silfiliz hanım sizi çok seviyorum❤️🙏muhteşemsiniz✨
Sil💞
Sil“Türk Mitolojisinde; Göktengrinin rengi MAVİdir. MAVİ; başlangıç, bitiş ve sonsuzluğun sembolüdür. Türk Mitolojisinde ki yardımcı koruyucu İYELER yerini 4 BÜYÜK MELEĞE bırakmıştır. Gökyüzünde bulunan cisimlerin değil Gökyüzünün kendisinin Tanrı olduğuna inandıkları için TEK TANRI İNANCI Türklere özgü bir inanç sistemidir.”
YanıtlaSilBu yüzden mavidünyayolu😍
👍🙋♀️
Sil